|
Buluş'un Hikayesi 1
Azgelişmişlik ve Sahte Bilim başlıklı yazımda patent konusunu işleyeceğimi belirtmiştim. Ancak bir yazıda herşeyi anlatmak mümkün değil. Patent, tüm dünyada bir meslek dalı haline gelmiş, pek çok uluslar arası anlaşmanın konusu olan, Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu, Avrupa Patent Ofisi gibi ciddi kuruluşlar tarafından takip edilen bir konu. Meraklısı internet üzerinden patent hakkında yazılmış kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, pek çok sayıda kitap, eğitim dokümanlarına, makaleye, kolaylıkla ulaşabilir. Bu yazımda patentin kısa tanımını yaptıktan sonra buluşun tarihsel gelişimi hakkında bilgiler vermeye çalışacağım. Buluşlar patent verilerek korunur. Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma veya satma hakkıdır. Bu süre incelemeli patentler için 20 yıl, incelemesiz patentler için de 7 yıldır. Yeni, tekniğin bilinen durumunu aşan ve sanayiye uygulanabilir olan buluşlar, patent verilerek korunur. Tekniğin bilinen durumunu aşmak, ilgili konuda şu ana kadar üretilmiş tüm bilgilerin üzerine bir şeyler koymayı başarmakla olur. Tekniğin bilinen durumunu aşmak, duvarın üstüne yeni bir tuğla koyabilmektir. Patent’in kardeşi faydalı modeldir. Küçük ve orta ölçekli sanayicileri korumak ve araştırmaya teşvik amacıyla geliştirilmiştir. Faydalı modelde, tekniğin bilinen durumunun aşılmasına gerek yoktur. Buluşun yeni olması tescil için yeterlidir. Patentle faydalı model arasındaki farkı kurşun kalem ve silgi örneği ile açıklayabiliriz; Kurşun kalem ve silgi için ayrı patentler alınabilir. Kurşun kalemin üstüne silgi eklediğimizde oluşan silgili kurşun kalem için patent alınamaz. Bu ürün tekniğin binen durumunu aşamaz. Ancak yenilik getirdiği için faydalı model olarak değerlendirilir. Bilimsel teoriler, matematik metotları (pisagor teoremi), ticari iş yapma metotları (etkin pazarlama stratejileri), edebiyat ve sanat eserleri (filmler, kitaplar), teknik yönü olmayan yazılımlar (muhasebe yazılımları, internet siteleri) patent konusu olamazlar. Patent ve faydalı modele ek olarak, markalar, endüstriyel tasarımlar, entegre devre topografyaları, coğrafi işaretler patent enstitüleri tarafından belgelenir. Bu konularda detaylı bilgiye Türk Patent Enstitüsü’nün resmi internet sitesi olan www.tpe.gov.tr adresinden ulaşılabilir. Patenlerin tarihi ortaçağa kadar gidiyor. Osmanlı’da loncaların koruma belgesi verdiği biliniyor. Günümüzde oluşmuş olan patent sistemini anlamak için ise ABD’de neler yapıldığına bakmak gerek. Çünkü günümüz patent sisteminin kaynağı orası. ABD ‘de 10 Nisan 1790 yılında yürürlüğe giren patent kanunu, teknoloji üretiminin alt yapısını oluşturmuştur. ABD’nin belki de en şanslı tarafı, ilk anayasayı hazırlayan ve anayasanın babaları diye anılan eyalet temsilcilerinin arasında George Washington, Thomas Jefferson, Benjamin Franklin gibi teknik formasyona sahip, icatlar yapmış insanların bulunmasıydı. Patent kanunu ve patent kütüphaneleri sayesinde ABD’de bilgi yayılımı kolaylaştı. Teknolojik bilgi kolay ulaşılır hale geldi. ABD için patentin ana hedefi teknolojik bilgi yayılmasını sağlamaktı. Bu düşüncenin sonuçlarını bugün bile görmek mümkündür. 1857 yılında ABD’de daha çok nüfusa sahip Büyük Britanya’dan %35 daha fazla sayıda, 2910 patent verilmiştir. O dönemde Büyük Britanya dünyanın en güçlü devletlerinden birisiydi. ABD, dünya üzerinde politik ve askeri alanlarda önemli roller oynamadan çok önce buluş alanında liderliği eline almıştı. Patent yasaları günümüzde pek çok ülkede uygulanmakta olmasına ve belirli düzeyde değiştirilmiş olmakla beraber, yasalardaki temel prensipler Thomas Jefferson ve arkadaşlarının belirlediği prensiplerle aynıdır. Buluşlar hayatımızı şekillendiren en önemli etkenlerdendir. Özelikle 19. yüzyılda yapılmış olan buluşların dünyayı nasıl değiştirdiğini görmek çok kolaydır. Birkaç örnek ile açıklamaya çalışalım ; 1844 yılında ABD patent bürosu Charles Goodyear ‘a Kauçuk dokusunun hazırlama yöntemindeki gelişmeler için 3363 numaralı patenti verdi. Bu buluş plastik endüstrisinin ana taşlarından birisidir. 1868’de Christopher L.Sholes bir daktilo için 79265 numaralı patenti aldı. Ben şu anda daktilonun torunlarından klavyeyi kullanıyorum. 1869 yılında George Westinghouse, ‘’Westinghouse Hava Freni’’ için 88.299 numaralı patenti aldı. Bu buluş, tren yollarındaki trafiğin yüksek hız ve güvenlikte idaresini sağlayarak uzun trenlerin oluşturulmasını olanaklı kıldı. Bu tek buluş ABD’de tren yolu taşımacılığını tamamen değiştirmiş, endüstriyel gücün gelişime de yardımcı olmuştur. 1861-1865 yılları arasındaki sivil savaş özellikle silah sanayinde buluşların artmasına neden olmuştur. Örneğin Richard J.Gatling 1862 yılında makineli tüfeğin patentini verdi. Arkadan doldurmalı silahların patenti de sivil savaş sırasında verilmiştir. Zamanın ABD başkanı Abraham Lincoln’de bir buluşçuydu. ‘’Sığ yerlerde teknelerin yüzdürülmesi için bir araç’’ buluşu nedeniyle 6469 numaralı ABD patentini almıştı. 1876 ile 1880 yılları arasında Alexandre Graham Bell’e telgraf için 177.465 numaralı patent, Thomas A. Edison’a Fonograf için 200.521 numaralı ve akkorlaşmaya ışık veren bir elektrik lambası için 223.898 numaralı patentler verildi. Bu buluklar tek başlarına dünya tarihinin bütün gidişatını değiştirdiler. Osmanlı İmparatorluğu’nda ise aynı tarihlerde İhtira Beratı kanunu yürürlüğe girmiştir. Geçen yazımda da belirttiğim gibi bu kanun kâğıt üzerinde kalmıştır. Çünkü o zamanın koşullarında Osmanlı İmparatorluğu can çekişen bir sömürge devletiydi. 1915 yılında bile Osmanlı’da çalışan bütün işçilerin toplamı yalnızca 14.060 kişiydi. Bunların 6763 kişisi dokuma sanayinde çalışmaktaydı.(Kaynak; İkinci adam Cilt II Şevket Süreyya Aydemir) Son olarak Henry Ford’a toplam 161 patent verildiğini, Thomas A.Edison’un 1093 patent aldığını belirtelim. Günümüzde artık hangi buluşun, en etkili olduğunu söylemek çok zor. İcatlar insanların kafasında bir ampulün anması şeklinde olmazlar. Tekniğin bilinen durumunu aşmak isteyen kişi, tekniğin son durumundan haberdar olmalı, onun üzerinde çalışmalar yapmalıdır. Günümüzde her hangi bir bilim dalına ait tüm bilgilerin bir kişide toplanması söz konusu olamaz. Buluşların çok azı rastlantı şeklindedir. Buluşlar genelde dikkatli, önceden düşünülmüş, problemin iyice anlaşılmasını, tarihsel geçmişini ve uygun materyalleri bilmeyi, deneyler yapmayı gerektiren bir süreç sonunda ortaya çıkar. Ekip olarak çalışan buluşçuların bireysel buluşçulardan daha erken sonuç alırlar. Buluşçular belli bir konuda bilgilerinin artması ve düşünme yöntemlerindeki artan sistematikleşmenin sonucu olarak, yaşlandıkça daha verimli hale gelirler Nedense her medeniyet, her ülke, her millet kendi savaşlar tarihini bilir, okutur, öğretir. Herkes tarihi olayları kendi bakış açısından değerlendirir. Aynı olay bir millet için bir övünç kaynağı iken diğeri için mutlak yıkımdır. Bu nedenle Cemil Meriç, Işık Doğu’dan Gelir isimli kitabında insanlığın ortak tarihinin dinler tarihi olduğundan bahseder. kendi düşünceme göre din tarihine teknoloji tarihini de eklemek gerek. Bugünkü yaşam tarzımızda teknolojinin etkisi inkâr edilemez. Biz, bu yola taşlardan aletler yaparak başladık. Son birkaç yüzyıldır hızlanarak ilerliyoruz. Yaptığımız buluşlar doğaya kısmen hükmetmemizi sağladı. Bugün gezegenimiz dışına seyahat edebiliyoruz. Bugünkü yeni teknolojik gelişmelere bakarak bizi yarın nasıl bir dünyanın beklediğini ön görebiliriz. Nano teknoloji, nükleer teknoloji, gen teknolojisi yeni teknoloji alanlarının yalnızca bir kaçı. Sonraki yazılarımda bu alanlarla ilgili güncel durumu aktaracağım. Tarihsel verileri Tübitak Yayınları tarafından basılan B.Edward Shlesinger’in Buluş Nasıl Yapılır isimli kitabından aldım. Ayrıca Tamer Özel’in İnkılâp Yayınları’ndan çıkmış olan Amerika Madalyonun Öbür Yüzü isimli kitabı da tavsiye ederim. Buluşlar ve patent hakkında söylenecek çok söz var, devam edeceğiz.
|