|
Azgelişmişlik ve Sahte Bilim
Az gelişmiş ülkelerin kurtuluş yollarından belki de en bilinen ve en gerçekçi yolu kendi sanayisini kurabilmesidir. Kendi sanayisini kurabilmesi için ihtiyaç duyacağı finansman, yetişmiş eleman gibi ihtiyaçları yanında kendi teknolojisini kendisi üretiyor olması gerekir. Bu da ancak bilimsel çalışmalar ile mümkündür. Bilimsel çalışmaların da korkulu düşmanı sahte bilimdir. Bir sürü bilimsel ve teknik eğitimi olan fakat yeni bir şey üretmeyen, bilgilerimize ve üretim sanatlarımıza hiçbir katkısı olmayan, ancak, kendi bilgileriyle araştırma cephesinin çok gerilerinde kendi kendilerine çalışan oyalanan çok insan vardır. Bu insanların üretimi ise sahte bilimdir. Bilim ve bilimsel kelimeleri, cümlelere vurgu kazandırmak, insanları etkilemek, bazen de susturmak için sıkça kullanılır. Ağızlarından çıkan anlamsız sözlerin dahi insanlara çok önemliymiş gibi sunulduğu görülür. Teknolojiden soyutlanmış bir bilim tabusu söz konusudur. Sahte bilim ve bununla uğraşanların bazı özellikleri şunlardır; -Yapılan araştırmaların genellikle ya başkaları tarafından yapılmış araştırmaların tekrarı, ya da bir bütünün parçası olmayan, kullanıcısız araştırmalar olması, -Çoğu zaman yabancı kaynaklardan yapılan tercümelerin ya da derlemelerin unvan korumak veya unvan sahibi olmak için yeterli olması, -Dünyadaki teknoloji üretiminden kopuk olması, patentler hakkında yetersiz bilgi sahibi olması, -Gelişmiş ülkelerdeki bilimcileri kaynak göstermesi, ancak bu bilimcilerin kendilerini kaynak olarak göstermemeleri veya sahte bilim üreticisinden haberdar olmamaları, -sahte bilim üretenlerin kendi aralarında birbirlerini kaynak göstermeleri, bu şekilde başak bilimciler tarafından kaynak gösterilme şartını gerçekleştirmeleri, -Araştırma ödenekleri ile sonuçlar arasındaki dengesizlik. -Araştırma sonuçlarının bilim çevrelerine veya endüstriye faydasının olmaması, Bilimin ana amacı olan toplumun ve devletin refahı, istikrarı ve bekasıdır. Bilimin ölçüsü elde edilen sonuçlardır. Bir ülkenin ürettiği bilimin içeriği ve kalitesini ölçmenin en geçerli yollarından birisi o ülkenin verdiği patentlerdir. Türkiye’de patent konusunun gelişimi matbaa ile benzerlikler gösterir. 1450'de Johannes Gutenberg, ortağı Faust ile birlikte Almanya'nın Mainz şehrinde ilk matbaayı kurmuştur. Osmanlı ‘da ise 1492 yılında engizisyondan kaçan Yahudiler matbaacılık tekniğini uygulamak istemişler ve 1493 yılında David ve Samuel ibn Nahmias kardeşler ilk matbaayı kurmuşlardır. Kendilerine Tevrat ve dini kitapların basılmasına izin verilmişti. Bu tarihten sonra çeşitli matbaa açma girişimleri İslam tebaasından kişler tarafından engellenmiştir. Osmanlı 234 yıl daha bekleyecek, İbrahim Müteferrika 1727 yılında matbaasını kurabilecektir. Ancak matbaanın ülkede yaygın hale gelmesi ise 1850’lerden sonra gerçekleşecektir. ABD’de ilk patent 1790 yılında verildi. 1879 tarihli "İhtira Beratı Kanunu" marka ve patent konularında ülkemizdeki yasal korumanın temelini teşkil etmektedir. Bu düzenlemeler ile Türkiye, sınaî mülkiyet haklarında koruma sağlayan ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Sonra ne oldu? 1994 yılında Patent Enstitüsü kuruluncaya kadar hiçbir şey! Türkiye’de şu ana kadar yaklaşık 10 bin adet yerli patent başvurusu yapıldı. 1994 yılından beri yabancıların Türkiye’deki patent başvuru sayısı ise yaklaşık 45 bin. ABD‘nin 2006 yılında yaptığı patent başvuru sayısı ise 390bin. Türkiye’nin 200 yılda verdiği patent sayısı, ABD’nin 2006 yılında 10 günde verdiği patent sayısı kadardır. Bir ülke patenti ve gerçek bilimi yaygınlaştıramadığı sürece kendi bilimini dolayısı ile kendi teknolojisini üretemez. Üniversitelerimiz bilimsel makale üretmekte bir yerlere geldiler. Ancak üretilen makalelerin, yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu yukarıda vermeye çalıştığım sahte bilim tanımına uymakta. Nasıl dünyanın bilinen üniversitelerinden öğrencileri, değişim programları yardımı ile Türkiye’ye gelmiyorlarsa bu üniversitelerin öğretim üyeleri de Türkiyede’ki meslektaşlarına benzer açıdan bakıyorlar. Bütün Türkiye Üniversitelerinin vermiş olduğu toplam patent sayısı, Türkiye’de verilen patentlerin yaklaşık %1’ine denk geliyor. ABD’de ise bu rakam %6 civarında..Patent sayıları bir ülkede ne kadar araştırma geliştirme çalışması yapıldığının, bilime, bilimsel çalışmalara, dolayısıyla bilim adamlarına ne kadar önem verildiğinin en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. Türkiye WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu) ve OECD raporlarına göre gelişmekte olan ülkeler(emerging countries) kategorisinde değerlendiriliyor. Başka bir deyişle Türkiye bilim üretimi konusunda ‘’az gelişmiş’’ ülkeler arasında. Sonraki yazımda bu konuda daha derin bilgiler vermeye çalışacağım
|